Öne çıkan

45 DAKİKALIK ANONS

Yazılanlar, söylenenler, kim kime ne demiş, kim kimin hakkında neler söylemiş ve bunları önem sırasına koymak için çeşitli derecelendirme yapmaktan geri kalmayışımız aslında bizim ne kadarda meraklı bir yapıya sahip olduğumuzu gösteriyor değil mi? Hele ki birde televizyon programları var hani hafta sonları genelde yayın akışı içerisinde olmayı tercih ederler neden biliyor musunuz? Aslında sağduyu ile yaklaşıp düşündüğümüzde yayınlanmasının hiç de uygun olmadığını fark ettiğimiz ama yayınlamazlarsa sanki büyük bi zaruret içerisinde olcaklarını hissettikleri ve kendilerini gündemde tutmak isteyen cebi para dolu şöhret sahiplerinin varolan prestijlerini, pahalı arabalarını ve mücevherlerini, hiçbir zaman istese de sahip olamayacağı kişilere sergilemelerine ve bi nebze de olsa kendilerinin orada olduklarını hissettirmelerine neden olan bu programları kısaca size anlatıyım;

çoğumuzun aslında pekte umurunda değillerdir insanlar izlesin diye değil sırf o an ki boşluğu doldurmak için oradadırlar, genelde hafta sonları saat 9-10 civarında sahnelenmeye başlar, A ünlüsü B ünlüsü ile bir yerde yakalanmıştır ve bunu rahatsız edici bir anonsla sanki çokta önemliymişcesine anlatır, yada C kişisinin yeni aldığı bir yat’tan bahseder veyahutta aldığı ayakkabıdan. Neden hafta sonları yayınlandıklarını hiç düşündünüz mü? Çünkü halkın %70’i hafta sonları tüm haftanın yorgunluğunu üzerinden atmak ve yeni haftaya daha dinç başlamak kaidesiyle kendilerini yataklarının içerisine bırakmış ve dünyayla bağlantısını kesmiştir çoktan, sabah 9-10 da yayınlanır 40-45 dakika sürer ve daha sonra yok olurlar. Aslında yaptıkları işin halk tarafından pekte sevilmediğini söyleyemem ama seven pek yoktur diyebilirim size mesela hafta sonu erken kalktığınızı düşünün belki bir kahve yada sıcak bir içecek ile güne başladınız, elinizdeki kahveyi yudumlarken birşeyler izlemeye niyetleniyorsunuz ve açtığınız her kanalda bu programlar sergileniyor, ne içtiğinizden bir haz alıyorsunuz ne de uykunuzu bölünmesinden dolayı öfke duyuyorsunuz, hiçbir şey hissetmiyorsunuz kafanız karışmış hafif bi mayhoşluk var ve istemeye istemeye de olsa o yayını izliyor, zaten yorucu geçmiş bir haftayı hafta sonuna da ilave ederek yeni haftaya müthiş bir başlangıç yapma umuduyla rutin hayatınıza devam ediyorsunuz yada devam ettiriliyorsunuz…

Galatasaray’a Deplasmanda Seyirci Şoku

UEFA‘dan yapılan açıklamaya göre temyiz kurulu; denetim, etik ve disiplin kurulunun 30 Eylül’de Velodrome Stadı’nda oynanan müsabakayla ilgili Galatasaray hakkında verdiği kararı onadı.

Sarı-kırmızılı kulüp, taraftarlarının meşale yakması ve sahaya madde atması nedeniyle UEFA organizasyonlarındaki 2 deplasman maçına seyircisiz çıkma ve 50 bin avro para cezası aldı.

Galatasaray’a ayrıca statta oluşan hasar için 8000 bin avro ceza verildi ve zararın telafisi için Olimpik Marsilya Kulübü ile 30 gün içinde temasa geçilmesi istendi.

TOKYO’DAN SONRA HEDEF PARİS

Milli judocu Bilal Çiloğlu, “Paris Olimpiyatları’nı hatırlamak için saatimin ekran görüntüsünü Eyfel Kulesi yaptım 2024’e kadar 2020 sürecinden daha fazla çalışıp, bu sefer boynuma o altın madalyayı takmak istiyorum.” dedi.

Dünya ve Avrupa üçüncüsü Milli judocu Bilal Çiloğlu,”Tokyo Olimpiyat Oyunları gözümde her şeyin son noktası gibi görünüyordu. Ancak olimpiyatta yarıştığımda bunun böyle olmadığını hissettim. Bunun tüm kariyerimin bir parçası, önümüzdeki olimpiyatın da bir başlangıcı olduğunu fark ettim.” dedi.

AA Spor Sohbetleri’nin konuğu olan milli sporcu Bilal Çiloğlu, hedefleriyle ilgili soruları yanıtladı.

Bilal Çiloğlu, nisanda Portekiz’in başkenti Lizbon’da gerçekleştirilen Avrupa Judo Şampiyonası’nda beşinci, haziranda Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de düzenlenen Büyükler Dünya Judo Şampiyonası’nda üçüncü olduğunu anımsattı.

Elde ettiği başarıların ardından 2020 Tokyo Olimpiyat Oyunları’na motive gittiğini belirten Çiloğlu, Tokyo’da yaptığı antrenmanlarda kendisini formunun zirvesinde hissettiğini söyledi.

Mindere çıktığında kendisini çok enerjik hissettiğini anlatan ay-yıldızlı sporcu, şu ifadeleri kullandı:

“Antrenmanlarda şampiyonluk için hiçbir eksiğimin olmadığını hissediyordum. Hayatım boyunca kendimi hiç bu kadar güçlü ve hazır hissetmemiştim. İkinci maçta 2015’ten beri yenilmeyen son olimpiyat şampiyonu Japon rakibimle karşılaştım. Herkesin gözünde ‘O rakip yenilmez’ gibi görünse de maça çıkana kadar kazanacağıma inandım. Taktiğimiz çok güzel gidiyordu. Son 1 dakika kala her şey yolundaydı. Hesaba katmadığımız bir şekilde maçı verdik. Bizde çeyrek finalden önce repesaj olmadığı için, rakibim şampiyon oldu ama ben üçüncülük için şans yakalayamadım. O zamana kadar Tokyo Olimpiyat Oyunları gözümde her şeyin son noktası gibi görünüyordu. Ancak olimpiyatta yarıştığımda bunun böyle olmadığını hissettim. Bunun tüm kariyerimin bir parçası, önümüzdeki olimpiyatın da bir başlangıcı olduğunu fark ettim. Maçın ardından olimpiyat köyüne döndükten sonra her şey bitmiş, olimpiyat bitmiş gibi hissetmedim. Sadece 2024’e ne kadar zaman kaldı, 2024’teki maçıma kaç gün kaldı, ona baktım.”

Tembel Aklın Ürünü Modern Dünya

Sınavlar, soru cevap ve şıklar, kodlama kağıdı, zaman, zaman yetmicek. Tüm bu korku dolu dakikaların aslında çok çabuk geçtiğini lakin vücudumuzda oluşturduğu psikolojik baskıdan dolayı aslında hiç geçmemiş gibi bir izlenim bırakması tabi doğal olarak biz insaların bu tür fiiliyatta bulunmaktan vazgeçiriyor. Peki neden mi? İnsanoğlu tembel bir yaratıktır.“Bu da nereden çıktı şimdi o kadar bilim adamı icat bulmuş ve dünya gidişatına yön vermiş” dediğinizi duyar gibiyim. Pekala şöyle anlatayım siz değerli okuyucularım. Alexander Grahambell modern telefonun mucidi değil mi? “Çok kullanışlı ve şuan günümüzün büyük bir bölümünü Grahambell’in taa o günlerde yaptığı tek telli ve ahizeye bile sahip olmayan lakin şuan tek tuşla istediğimiz bilgiye ulaşabildiğimiz teknolojik aletler” “Peki kardeşim tembellik bunun neresinde” dediğinizi duyuyorum.” Hemen açıklayayım, ilk telefonları hatırlarsınız 5-6 kilogram ağırlığında devasa büyüklükteki mucizevi aletler, kablolu sabit, telefon kulübeleri vs sırf uzaktaki bir akrabalarımızı aramak için dakikalarca yol yürümek dahası telefon kartları ve jetonlar. Şimdi anladınız mı? Aslında tüm dünyayı değiştiren ve geliştiren o öncü isim dediğimiz kişiler bilim adamları, mucitler aslında dünya üzerindeki en tembel insanlardır(!) Şimdi eğer aileniz veya arkadaşlarınız size bir şeyler mırıldanıp tembel olduğunu söylüyorlarsa hiç çekinmeden gülümse ve de ki ” Dünyayı değiştiren ve geliştiren her teknolojik gelişme bir tembel aklın ürünüdür.”

Burada Adalet yok! Sayfalar var!

İnsanları kitaplaştırsak nasıl olur acaba? Hiç düşündünüz mü? Ne yani sayfalara falan mı bölsek, bi kere tonlarca kağıt gider değil mi? Milyarlarca ağaç israf israf. Hayır tabikide sayfalaştırmicaz hemen unut onu. Sorsak elbetteki çoğumuzun hayatı kendimizce kötüdür değil mi? Asıl olan kötü yaşamdan kastımız ne mesela? Birimiz için kötü olan bir durum ya başka birimiz için fazlaca lüksse? Ee tabi ki her insan gibi bizde ilahi adalet deyip geçicez orası kesin de adalet kısmına ben pek inanmıyorum. Nasıl bi adalet yada neyin adaleti bu? Hayır kardeşim burada adalet falan yok sayfalar var. Bu bizim sloganımız olsun olur mu? Biri bize adalet dediği zaman bu cümleyi kuralım hepimiz “Burada adalet yok sayfalar var diyelim” sayfalarca yaşanmışlık var, ama adalet yok.

DOĞA’DA BİZİM KADAR TEMBEL MİDİR?

Değişim yada reenkarnasyon buna ne derseniz deyin bir hayatın son bulmasıyla başka bir yaşamın filizlenmesi. Bu tarih öncesi çağlardan günümüze kadar hâlâ devam etmekte olan bir inanış “Reenkarne olmak!” Çok sık duyduğumuz bir terimdir değil mi? Size burda direkt anlamını vermek yerine biraz araştırmacı ruhunuzu ortaya çıkarma gayesindeyim çünkü biz insanlar fazlasıyla tembeliz “Hayır ben değilim!” dediğini duyabiliyorum. Ama öylesin ve öyleyiz, bir bilgi elde etmek istediğimiz zaman ona doğru gitmek yerine birilerinin onu bize getirmesini bekliyoruz,işte sorun da bu “BEKLİYORUZ”ve neyseki birileri bizim yerimize o elde etmek istediğimiz bilgiyi bir şekilde temin ediyor ve bize sunuyor. Bu çok zevkli değil mi hiçbirşey yapmadan istediklerine sahip olabilmek yada şöyle düşün sadece fast food yiyecekler tükettiğini ve oturduğun koltuktan hiç kalkmadığını? Bu İğrenç değil mi? Koca bir göbek ve şişmiş bir miğdeyle kalakalırdın. Peki az önceki bahsettiğimiz hazır bilgiyi hatırladın mı? Hani tembeliz demiştim ve itiraz etmiştik beraber? Heh işte tam bir tembeliz.

İş bu ki Reenkarne dediğimiz olay ise bizim kendi tembelliğimizi doğaya yansıtmamızdır. Sizce doğa da bizim kadar tembel midir? Sen bunu

düşünürken bende yeni yazımın ilk satırlarını yazıyor olacağım. Görüşürüz

ARZ VE TALEP

Globalleşen Dünyanın bize getirdiği 🙄 böyle sıkıcı bir giriş yapmayacağım elbette ama bu konu biraz sıkıcı aslında para ve maddiyata bağlı olan konuların biz insanlar üzerinde cezbedici bir özelliği vardır, biz her ne kadar bunu “Benim Parada pulda gözüm yok” diyerek reddetsekte bu hiçte böyle değildir. Genelde bu tavrı takınmamızdaki temel etken elimizde var olan imkanlarla yetinmeyip daha fazlasını istediğimiz fakat daha fazlasını elde edemediğimiz zamanlarda vücudun kendini bi çeşit sezgisel korumasıdır. “Parada pulda gözün yok eee görelim o vakit sürekli istekleriniz reddedilmeye başlayınca nasılda huzursuzlanırsınız değil mi? Tıpkı küçük çocuklar gibi biz yetişkinlerde böyleyiz.

Her geçen gün yeni bir marka, yeni bir araba, yeni telefon, yeni ev, yeni iş.

Dünya sandığımızdan çok hızlı ve biz insanlar birer kaplumbağa kadar yavaşız. Neden mi? Tutupta burda işci emektar vs. yakınmalarda bulunmanın ne bana ne de size bir faydası olmicak değil mi? Aslında her birimiz kendi maddi durumumuzu günümüz şartlarıne en uygun şekilde entegre etmeye çalışıyoruz yada yapmıyor muyuz? Biz insanlar aslında elimizdeki kartların ne olduğunu bilmeden Dünya’ya geldik ve zaman içerisinde o kartları birer birer açtık şimdi ise sıra bu eli oynamakta iyi yada kötü bi şekilde kurtulmamız lazım öyle değil mi? İşte tam burda birşey farketmen gerekiyor! Elinde ne var? Sen bu eli hangi kartlarla oynicaksın? Zengin bir baban ve soylu bir ailen varsa rahat takıl kardeşim har vurup harman savurabilirsin bi çantaya 5000$ verebilirsin ama babanın yatı katı lüks daireleri yoksa bir paket süt ve 2 ekmeğe şükredersin işte arz ve talep ne kadar ihtiyaç o kadar üretim değil! Ne kadar para o kadar tüketimdir!

Kim Olduğunu Bulmaya Çalış

Sadece bir düşünce yazısı, birkaç satır ve kelimelerin bileşenlerine nasıl ayrıldığına bakın. Düşünceler, tıpkı bir partikül gibi uçuşuyor zihnimin en derinlerinde, hiç beklenmedik bir yerde hiç beklenmedik kişi yada kişilerle birlikte olmak zorunda mısınız? Veya hayallerinizden? Sahi önce onu sormam gerekiyor sanırım. “Hayallerin neler ve bu hayalleri gerçekleştirmek adına neler yapıyorsun?” düzenli bir iş yada aşk mı sana gerekli olan yada “Çok para” hepimizin istediği bu değil mi? Param olsun, evim, arabam, güzel bi işim, eşim, ailem, çocuklarım. Ohoo daha neler neler. Ve bunların hepsini birilerini mutlu etmek yada kendini toplum içerisinde daha iyi bi konuma izole etmek için gerekli olduğunu varsaydığımız şeyler mi? Bence değil!! Neden diğer insanlarla aynı tutumu sergilemek zorundasın ki? Neden sosyal medyanın tamamen hastalık haline getirdiği akımlara katılmak zorundasın? ” Ya işte abi meydan okudu vs vs vs” geç bunları kardeşim! Öncelikle kim olduğunu bulmaya çalış, daha sonra nelerden hoşlanıp nelerden nefret ettiğini bul. Mesela sevmediğin bir olay karşısında sevip sevmediğini belli et. Ikircikli olma eğer bir arkadaşını yada çevrendeki herhangi birini sevmiyorsan git söyle, çünkü kimse seni onu sevmediğin için ayıplamicaktır. Mesela hayvanlardan bahsedelim ben şahsen köpekleri ve türevi tüm hayvanlara karşı bir istemsizliğim var ve sevmiyorum; bunu günlük yaşantımda sürekli dile getiriyorum daha çıkıpta birisi bana “Sen o hayvanları sevmek zorundasın” demedi. Demezde sırf etrafındaki insanları mutlu etmek için onca zahmete girmene gerek yok ama illaki mutlu görmek istiyorsan sen bilirsin ufak bi tavsiye “Her ne yaparsan yap bir çizgin olsun, nerde ne zaman ne yapman gerektiğini ve nerde ne zaman sana ne yapılması gerektiğini kestiremiyorsan tamamen birileri tarafından hayatın kontrol ediliyor demektir, bunu kimse istemez değil mi? Şahsen ben istemem…

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın